İZÜ ile İlim Yayma Vakfı işbirliğiyle düzenlenen III. Lisansüstü Kongresi başladı. Kongrenin açış konferansını veren Prof. Dr. Şener Aktürk Batı Avrupa’da Müslüman ve Yahudi toplulukların yok oluş sürecini ele aldığı konuşmasında, modern dünyanın “tek din ve tek mezhep” anlayışı üzerine inşa edildiğini dile getirdi.
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi ile İlim Yayma Vakfı işbirliğiyle düzenlenen III. Lisansüstü Kongresi, Abdullah Tivnikli Konferans Salonunda gerçekleştirilen açış programıyla başladı. Kongrenin açışına İZÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Özkan Göksal, Başkan Yardımcısı Mustafa Büyükabacı, İZÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Küçük, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Erhan İçener ve Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş, İlim Yayma Vakfı Genel Müdürü İdris Tankut Küsmezer, İZÜ Genel Sekreteri Dr. Fatih Hasdemir, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Ali Hakan Çavuşoğlu ile dekanların yanı sıra çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.
ÇAVUŞOĞLU: “13 OTURUMDA 53 TEBLİĞ SUNULACAK”
Yaptığı selamlama konuşmasında bu yıl kongreye 81 başvuru yapıldığını belirten İZÜ Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Ali Hakan Çavuşoğlu, Türkiye’deki benzer organizasyonlardan farklı olarak yalnızca tam metin kabul ettiklerini, bu nedenle başvuru sayısının tek başına bir başarı göstergesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Değerlendirmeler sonucunda 53 bildirinin kabul aldığını ifade eden Çavuşoğlu, iki gün sürecek kongre boyunca gerçekleştirilecek 13 oturumda Türkiye genelindeki üniversitelerden ve yurt dışından gelen katılımcılar tarafından 45 Türkçe, 4 İngilizce ve 4 Arapça tebliğ sunulacağını dile getirdi.
KÜSMEZER: “AMACIMIZ VATANA, MİLLETE VE İNSANLIĞA HİZMET EDECEK GÜZEL İNSANLAR YETİŞTİRMEK”
İlim Yayma Vakfı Genel Müdürü İdris Tankut Küsmezer de vakıf olarak 75 yıldır vatana, millete ve bütün insanlığa hizmet edecek güzel insanlar yetiştirmek için gayret ettiklerini ifade etti. Bu süreçte 100 binin üzerinde akademisyene dokunmuş olduklarını belirten Küsmezer, bu çabanın en önemli halkalarından birinin İlim Yayma Ödülleri olduğunun altını çizdi. Küsmezer, kongrede bir araya gelen genç akademisyenlerin de önümüzdeki yıllarda bu ödülü alabilecek potansiyele sahip olduklarına inandığını dile getirdi.
PROF. DR. KÜÇÜK: “ÇALIŞMALARINIZI UNVAN İÇİN DEĞİL, BİLİM AŞKIYLA YAPIN”
İZÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Küçük ise konuşmasında, yedi yıl önce başlayan ve son üç yıldır İlim Yayma Vakfı ile birlikte gerçekleştirilen Lisansüstü Kongresini düzenlemekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Geleceğin akademisyen adaylarına seslenen Rektör Küçük, “Bilimsel çalışmaları unvan kaygısıyla değil, bilim aşkıyla yapın. Ancak bilim aşkıyla yapılan işler kalıcı iz bırakır” ifadelerini kullandı. Küçük ayrıca, kongrenin gerçekleşmesine katkı sunan enstitü çalışanlarına ve İlim Yayma Vakfı’na teşekkür etti.
PROF. DR. AKTÜRK: “SOSYAL BİLİMLERDE SÖMÜRGECİ BAKIŞ AÇISI DEVAM EDİYOR”
Açış konuşmalarının ardından söz alan Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şener Aktürk, “Modern Dünyanın Kökenleri: Batı Avrupa’da Müslümanların ve Yahudilerin Yok Edilmesi” başlıklı bir konferans verdi. Konuşmasının başında 2025 yılında İlim Yayma Ödülü’ne layık görülen eserine değinen Aktürk, “2003 yılından beri yaptığım akademik çalışmaların çok üzerinde bir rağbete vesile olan bu kitap, benim de çalışmalarım arasında en fazla değer verdiğim eser” dedi. Batı akademisinin bilgi üretimi mantığına ve hakimiyetini sürdüren güç ilişkilerine dikkat çeken Aktürk, 20. yüzyılın ilk yarısında sona eren siyasi sömürgeciliğin aksine bilgi üretiminde sömürgeci bakış açısının varlığını sürdürdüğünü ifade etti. Batılı akademik kurumların Batı dışı toplumlara yaklaşımını eleştiren Aktürk, “Batılı olmayanların kendi toplumlarını çalışmaları teşvik edilirken Batı üzerine otorite olması beklenmiyor. Olanlar ya engelleniyor ya da görmezden geliniyor. Çünkü bilmek, hükmetmek demektir” şeklinde konuştu. Batı dışı toplumlara mensup araştırmacılardan beklentinin “ham veri” sağlamaktan öteye geçmediğinin altını çizen Aktürk, kavramsal ve kuramsal katkıyı önceleyen çalışmaların önemine dikkat çekti.
“BATI AVRUPA’DA ORTAÇAĞ’DAN BERİ KESİNTİSİZ DEVAM EDEN TEK BİR MÜSLÜMAN CEMAAT YOK!”
1059 ile 1529 yılları arasındaki din ve mezhep çeşitliliğini konu alan çalışmasında “Nasıl oldu da Batı Avrupa’da Orta Çağ’dan bugüne kesintisiz şekilde varlığını sürdürebilen tek bir Müslüman ya da Yahudi cemaat kalmadı?” sorusuna cevap aradığını söyleyen Aktürk, elde ettiği verilerin kendisini soykırım ve nüfus mühendisliği üzerine yapısal çıkarımlara götürdüğünü belirtti. Orta Çağ Avrupası’nda dini azınlıkların yok edilme sürecini “nerede, ne zaman, ne kadar, kim tarafından ve neden yok edildiler?” soruları çerçevesinde değerlendiren Aktürk, Katolik Kilisesi’nin Orta Çağ boyunca sistematik biçimde katliamlar, kitlesel din değiştirme ve sürgünler yoluyla bölgeyi homojenleştirdiğine dikkat çekti. Müslümanların ve diğer dini azınlıkların özellikle 13. yüzyıldan itibaren “insan sayılmadığını” söyleyen Aktürk, bu nedenle kitlesel olarak öldürülmelerinin suç kabul edilmediğini ifade etti.
“MODERN DÜNYA, TEK MEZHEPLİ TOPLUM YAPISI ÜZERİNE İNŞA EDİLDİ”
Modern dünyanın kurucu paradigmasını şekillendiren İngiltere, Fransa, İspanya ve Portekiz’in yüzyıllar boyunca dünyanın büyük bölümünü işgal ederek kendi dil, kültür ve mezheplerini yaydığını söyleyen Aktürk, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bu dört ülke, Ortaçağ gibi erken bir dönemde toplumun tamamını tek din ve tek mezhebe indirgedi. Bugün modern dünya hakkında bildiğimiz her şey bu tek mezhepli toplum yapısı üzerine inşa edilmiş durumda. Modern dünyanın kökeninde Katolik Kilisesi’nin çok büyük bir etkisi var. Günümüzde varlığını sürdüren üniversite, ulus devlet, parlamento gibi pek çok kurum, tek din tek mezhep kurgusu üzerine inşa edilmiştir ve bu kurgu papalığın ütopyasıdır. Bunları dile getiren çalışma sayısı az; çünkü Batı’da sosyal bilimler çok daha az eleştirel. Ben bu çalışmayı, Batı güzellemesi yapan akademik çalışmalara bir dipnot olması niyetiyle kaleme aldım.”